Güneş Sabiti Nasıl Hesaplanır

Güneş sabiti, bir gök birimi (Yer ile Güneş arasındaki ortalama uzaklık) uzaklıkta ve Güneş ışınlarına dik bir kuramsal yüzeyin birim alanının birim zamanda Güneş’ten aldığı ışınım enerjisidir.

Yeryüzünde yapılan ölçümlerde, atmosferin etkisi ile Güneş’in mevsimlik uzaklık değişimleri göz önüne alınarak gerekli düzeltmeler yapılır. Sabitin değeri, yaklaşık olarak santimetre kare başına dakikada 2 kalori ya da m2 başına 1,8 beygirgücüdür. Bu değerler, Güneş’teki etkinliklere bağlı olarak bir miktar değişe­bilir. Güneş sabitinde ortaya çıkabilecek ciddi bir değişiklik, yeryüzündeki yaşam üzerinde son derece önemli etkilerde bulu­nabilir.

Güneş Rüzgarı ve Etkileri

Güneş rüzgarı, Güneş’te gerçekleşen par­çacık akışı. Temei olarak protonlardan ve elektronlardan, az sayıda da ağır elementle­rin çekirdeklerinden oluşan parçacıklar, güneş tacındaki ya da Güneş’in dış bölgele­rindeki yüksek sıcaklığın etkisiyle hızlana­rak Güneş’in kütleçekimi alanından kurtu­lurlar.

Yer magnetosferi ile kuyrukluyıldız­ların kuyruklarının, Güneş’in tersi yönünde uzamasının nedeni de Güneş rüzgârıdır. Bir gök birimi (Güneş ile Yer arasındaki ortala­ma uzaklık ya da yaklaşık l,5xl08 km) uzaklıkta ve Güneş’in görece sakin olduğu bir dönemde, Güneş rüzgârı, saniyede 350- 700 km arasında değişen hızlarda ve her santimetre küpte 10 proton bulunacak biçimde Güneş’ten dışarı doğru akar. Bu durum, santimetre kare başına saniyede 10s-105 iyonluk bir pozitif iyon akışı oluştu­rur ve her iyon en azından 15 elektronvoltluk bir enerji taşır. Güneş parlamaları sırasında, proton hızı, akı, plazma sıcaklığı ve bunlarla bağlantılı çalkantılar önemli ölçüde artar.

Güneş rüzgârı Yer’in magnetik alanıyla karşılaştığında, doğası tam olarak anlaşıla­mayan bir şok dalgası oluşur. Güneş rüz­gârının Yer ya da başka bir gezegenle etkileşmeye girmeyen bölümü ise yaklaşık 20 gök birimi uzunluğunda yol kateder ve sonunda burada soğuyarak uzaya dağılır.

Güneş Pusulası Nedir

Güneş pusulası, Güneş’in konumundan yararlanarak kerteriz almakta (açısal ko­num saptamakta) kullanılan seyir aygıtı.

Güneş saatlerine benzer biçimde çalışan güneş pusulalarında, derecelere bölünmüş bir pusula kartı üzerine Güneş’in gölgesi düşürülerek yön belirlenir. Güneş pusulası, özellikle kutuplara yakın yüksek enlemler­de, denizcilikte çok kullanışlıdır. Çünkü bu bölgelerde, Yer’in magnetik alanının yatay bileşeninde, önceden tahmin edilemeyen sapmalar nedeniyle magnetik pusulalar gü­venilir olmaktan çıkar. Güneş pusulasının çok basit bir örneğinin, 14. yüzyılın başla­rında, Halep’te Suriyeliler tarafından yapıl­dığı anlaşılmıştır.

Güneş Kursu Nedir?

Güneş kursu, Güneş’i simgelediğine ina­nılan disk biçimli, bezemeli figürlere verilen genel addır.

En güzel örnekleri İç Anadolu’nun kuzey kesiminde, özellikle Alaca Hö­yük ve Horoztepe’deki kral mezarlarında bulunmuş, İÖ y. 3500-2000 arasına, yani İlk Tunç Çağının ikinci yarısına tarihlenmiştir. Bunların, altlarındaki delikli bölümlerden bir sopanın ucuna sokularak kullanıldığı, dolayısıyla bir tür alem ya da tuğ yerine geçtiği sanılmaktadır. Geyik ya da boğa figürlü güneş kursları da bu buluntular arasında önemli bir yer tutar.

Hahniyum Elementi Simgesi Atom Numarası

Hahniyum (Ha), NİELSBOHRYUM (NS) olarak da bilinir, periyodik tablonun Vb grubunda yer alan, yapay olarak elde edilmiş radyoaktif uranyumötesi element.

105 sayılı kimyasal element olan hahniyumun bulunuşu, rutherfordyumda olduğu gibi Sovyet ve ABD’li bilim adamlan arasında anlaşmazlık konusu oldu. Sovyet bilim adamlan 1967’de, Dubna Birleşik Nükleer Araştırma Enstitüsü’nde, amerikyum-243’ü neon-22 iyonlarıyla bombardıman ederek 105 sayılı elementin, kütle sayısı 260 ve 261 ve yarı ömürleri sırasıyla 0,1 ve 3 saniye olan iki izotopunu elde etmeyi başardılar. Dubna grubu, elde ettiği sonucu açıklamakla birlikte, yeni bir element bulunduğunda geleneksel olarak yapılanın tersine, belirli bir ad önermedi. ABD’li bilim adamları bunu Sovyetlerin iddialarını destekleyecek yeterli deneysel kanıtlara sahip olmadığı biçiminde yorumladılar. Sovyet bilim adamları ise, bu elementin fiziksel ve kimyasal özelliklerine ilişkin daha ayrıntılı veriler toplamayı yeğledikleri için 1967’de buluşlarına belirli bir ad önermediklerini ileri sürdüler.

1970’te Berkeley’deki California Üniversitesi Lavvrence Işıma Laboratuvarı’ndan (bugün Lavvrence Berkeley Laboratuvan) bir grup araştırmacı, 105 sayılı elementin 260 kütle sayılı izotopunu bireşimlediklerini ve çekirdek bölünmesini bulan Otto Hahn’ m anısına bu elemente hahniyum adını verdiklerini açıkladılar. ABD’li grup Sovyetler’in deneyinin aynısını tekrarlayamadı ama kaliforniyum-249’u azot-15 atomunun çekirdekleriyle bombardıman ederek, yarı ömrü 1,6 saniye olan hahniyum-260’ı elde etti. Berkeley’deki bilim adamları hahniyum-260’ın bozunurken çıkardığı enerji miktarını ve bozunumda oluşan elementleri ölçerek buluşlarını daha da güçlendirdiler. Ayrıca, bu elementin ayırt edici özelliklerinin, periyodik sistemin öteki bilinen elementlerinin özelliklerinden oldukça farklı olduğunu gösterdiler. Bulunuş yılı 1970 ve atom numarası 105’tir

Hail Nerede? (Suudi Arabistan)

Ha’il, Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında, Necd bölgesinin kuzeyinde yönetim bölgesi (mıntıka). Kuzeyde Nufud Çölü ve Şemmer Dağından, güneyde er-Rumma Irmağı vadisine kadar uzanır. Kuzeyde el-Cevf ve Hududü’ş-Şimaliye, doğuda Riyad ve el- Kasım, güneyde el-Kasım, güney ve güneybatıda Medine, batıda Tebuk yönetim bölgeleriyle çevrilidir.

Ha’il 19. yüzyıla değin, Suud hanedanının rakibi Raşidi hanedanınca yönetildi. 1885’te ve 1901’de Cudi’de iki aile arasında patlak veren büyük savaşların ikisini de Raşidi hanedanı kazandı. Ama II. Abdülaziz 1902’de Riyad kentini denetimi altına alarak bu yenilgilerin öcünü aldı. Bölgenin orta kesimlerinde çok büyük ve verimli bir ova, kuzeyinde ise kurak Nufud Çölü uzanır. Ha’il ile Kufar arasında çok geniş zeytinlikler vardır; Nufud’da koyun ve keçi yetiştirilir. Ayrıca bölgeden çeşitli madenler çıkarılır. Bölgenin batı kesiminde 18. yüzyıldan kalma Gofar kentinin kalıntıları bulunur. Nüfus (1974) 260.000.

Hak ve Hakkak Nedir?

Hak, değerli taş, metal, ahşap, deri ve fildişi gibi malzemelerin üstüne oyma yoluyla resim, yazı ve süsleme yapma sanatı.
Hak ve icracı  Hakkak Nedir? Tarih boyunca birçok uygarlıkta çeşitli amaçlarla gerçekleştirilmiş örneklerine rastlanır. Yakut,” zümrüt, yeşim, akik, topaz, necef türünden değerli ve yan değerli taşlarla, altın, gümüş, bakır, pirinç gibi metaller üstüne desenler hakkedilerek çeşitli süs eşyası ve takılar yapılırdı.


Para, madalyon, kitap cildi, matbaa hurufatı ve resim kalıplarının yapılması da bu sanatın uygulanma alanına girerdi. Okuryazar olsa da herkesin imza yerine mühür kullanmak zorunda olduğu dönemlerde mühür kazıma işi hakkâkların önde gelen uğraşlarından biriydi. Hakkâklar ayrıca hamail kutusu, tütün tabakası, nargile, lüle, teşbih tanesi üstüne de ince işlemeler yaparlardı.

Hakkâklar tığı kalem adı verilen çelikten kazıma kalemleriyle çalışırlardı. Daha önce başka işlerde kullandıkları desenleri hakkâk mecmuası denen defterlerde toplar, isteyenlere seçim yapmaları için gösterirlerdi.

Hak, Türkiye’de de çok eskiden beri yaşayan bir el sanatı olduğu halde, asıl gelişmesini 16, yüzyıldan sonra gösterdi. Geleneksel esnaf örgütlenmesi çerçevesinde bir loncada toplanan İstanbul hakkâkları, hakkâkbaşı adını taşıyan deneyimli bir görevlinin* gözetimi altıda çalışırlardı. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sine göre 17. yüzyılda hakkâklar değerli taşları işleyen “es- naf-ı hakkâkân”, mühür kazıcılığı yapan “esnaf-ı mühürkünân” ve gümüş mühür kazıyıp tılsımlı eşyalar hazırlayan “esnaf-ı mühürkünân-ı sîm heykel” gibi üç ayrı grupta toplanmıştı. Bunların ayrı işyerleri, ayrı üretimleri ve ayrı esnaf pirleri vardı. Hakkâk esnafının toplu olarak çalıştığı Hakkâklar Çarşısı, Beyazıt semtindeydi. Mühür kullanma geleneğinin ortadan kalkması ve çinkografi ile klişe alma tekniğinin gelişmesi, bu el sanatının giderek ortadan kalkmasına yol açtı.

Hakkâklar süsledikleri bazı yapıtlara ve kazıdıkları mühürlere çok küçük biçimde ad ve tarih de koyarladı. Bu gelenek nedeniyle Aşkî, Azmî, Hüsnî, Resmî, Yümnî gibi mahlaslar kullanan birçok hakkâkın varlığı bilinmektedir. Ayrıca IV. Murad döneminin (1623-40) ünlü hakkâkları arasında Mahmut, Rıza ve Ferit çelebilerin adı geçmektedir. 19. yüzyılda II. Mahmud döneminde (1808-39) yaşamış olan sanatçılardan hakkâkbaşı Fenni Efendi (ö. 1832), başta padişah olmak üzere devlet ileri gelenlerine kazıdığı mühürlerle büyük bir ün yapmıştır. 19. yüzyılın ünlü hakkâklarından Ermeni asıllı Benderyan ise değerli taşlar üstünde çalışmak için çinkografiyi andıran bir yöntem geliştirmişse de, başkalarına öğretmediği için, bu buluşu ölümüyle birlikte unutulmuştur.

Haiti Kreolü Dili

Haiti Kreolü, Antil Denizindeki Hispaniola Adasında konuşulan Fransızca kökenli karma dildir.

1987’den bu yana Haiti’nin resmî dilidir ve nüfusun yüzde 90’ından fazlası bu dili konuşur. Haiti’nin öbür resmî dili olan Fransızca ise yalnızca nüfusun yüzde 10’u tarafından konuşulmaktadır.

Haiti Kreolündeki sözcüklerin en az yüzde 90’ı Fransızca kökenlidir. Öteki sözcükler Afrika dillerin­den geçmiştir; az sayıda İspanyolca sözcüğe de rastlanır. Haiti Kreolünün söylenişi Fransızcadan farklıdır; dilbilgisi ve sözdizimi de Fransızcadan bir ölçüde farklılaşmış­tır. Örneğin, Fransızcadaki yardımcı eylem­lerden türetilen eylem örnekleriyle, Fransız­cadaki standart eylem çekimleri değişikliğe uğratılmıştır. Eylemin zamanını ve görünü­şünü belirten bu öneklerin Afrika dillerinin etkisiyle geliştirildiği sanılır.

Yazılı kullanımı olmakla birlikte, yakın tarihe değin standart ya da resmî bir dil olmadığı için Haiti Kreolünün yazım kural­ları ancak kısa süre önce belirlendi ve birkaç farklı yazım sistemi geliştirildi. Önceleri dilin Fransızca kökenine ağırlık veren yazım kuralları yaygın biçimde kullanıldı. Bu da dilin söylenişinde yanlışlara ya da belirsiz­liklere yol açıyordu.

Bir Protestan misyone­rin geliştirdiği, dilin okunuşuna oldukça bağlı kalan bir yazım sistemini Fransızcaya uyarlayan McConnell-Laubach-Pressoir ya­zım kuralları Haiti hükümetince 1961’de kabul edildi.

Antiller bölgesinde konuşulan başka Fran­sız Kreolleri de vardır. Bunlar arasında Louisiana Kreolü ile Antiller’de (örn. Martinik, Trinidad ve Tobago Cumhuriyeti ile Fransız Guyanası) konuşulan bazı kreoller sayılabilir. Bu dilleri konuşanlar genellikle birbirlerini anlayabilirler.

Haiti Kreolündeki bazı tümce örnekleri olarak şunlar gösterilebilir (transkripsiyon sesbirimler temelinde yapılmıştır; işa­reti genizsilleştirilmiş ünlüleri gösterir): Li töbe nâ dlo (Fransızca II tombait dans l’eau; “Suya düşüyordu”), Lipa-Jisit (Fransızca II n’etait pas ici; “Burada değildi”). Louisiana Kreolünden ise şu tümce örnek gösterile­bilir: Tale reste kuşe (Fransızca Tu va rester couche; “Yatar durumda kalacaksın”).

Hak İş (Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu) Hakkında Bilgi

Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ), tam adı Türkiye hak İşçi sendikaları konfederasyonu, 22 Temmuz 1976’da yedi sendikanın bir araya gelmesiy­le kurulan konfederasyon.

Manevi değerle­re saygıyı ve toplumsal kesimlerin çıkarları­nın paralelliğini temel alan bir sendikal anlayışı benimsemiştir. 12 Eylül 1980 harekâtından sonra Hak- İş’in de etkinlikleri durduruldu. Altı aylık bir denetlemeden sonra yeniden çalışmasına izin verilen konfederasyon, bu dönemde hazırlanan yeni sendikal yasalara karşı çıktı. Hak-İş’e bağlı birçok sendika, 1983’te geti­rilen, işkolundaki işçi sayısının en az yüzde 10’unu temsil barajını aşarak sözleşme yet­kisini elde etti. Bu dönemde üye sayısını artıran konfederasyon, giriştiği bazı grevler­le dikkati çekti.

1992’de gıda, lastik, tekstil, metal, orman, sağlık ve hizmet işkollarında örgütlenmiş bulunan Hak-İş’in bu kesimlerdeki sendikalarında 500 bine yakın üyesi vardı.

Hakikat Nedir? (Dini Açıdan Açıklaması)

Hakikat, İslamda gerçek, gerçeğe uygun, olan, doğru, cevher, asıl, adalet gibi anlam­lar içeren kavramdır. Dini açıdan hakikat nedir açıklaması hakkında bilgi verelim.

Kuran’da hakikat yerine hak sözcüğü geçer. Hadislerde ise genellikle bir şeyin aslı, yetkin durumu anlamında hakikat söz­cüğü kullanılır (örn. hakikatü’l-iman, hakikatü’t-takva vb). Tasavvufta ise hakikat sözcüğüne çeşitli anlamlar yüklenir. Şeriat, tarikat, hakikat ve marifet biçiminde sırala­nan aşamalardan biri olarak hakikat Tanrı’ yı görme (müşahede), mutasavvıfa tanrısal öze ilişkin sırların açılması anlamına gelir.>

Şeriatın yükümlülükleri ve yasakları bildirmesine karşılık hakikat, Tanrı’nın ev­rendeki tasarrufunu ve yönetimini bildirir.

Bir yoruma göre Fatiha Suresi’ndeki “Yal­nız sana kulluk ederiz” cümlesi şeriatı, “Yalnız senden yardım dileriz” cümlesi de hakikati dile getirir. Ne hakikatin doğrulamadığı şeriat, ne de şeriata bağlı olmayan hakikat makbuldür. Hakikat, kalbin sürekli Tanrı huzurunda bulunması, bir an bile kuşkuya düşmemesi, yalnız keşf ve ilhamla ulaşılan gerçeklere açılmasıdır. Hakikat sözcüğü mutasavvıflarca Tanrı’yı belirtmek için de kullanılır. Bir başka yoruma göre de Tanrı ile evrenin birliğini dile getirir. Buna göre yalnızca tek hakikat olmakla birlikte, öznel bir bakışla hakikatin iki yönü görülebilir: Görünen her şeyin özü olan Tanrı ve Tanrı’nın özünü görünür kılan nesneler. Hakikat bir yönüyle Hak (Tanrı) olarak, öteki yönüyle de halk (yaratılmış varlıklar) olarak adlandırılır.

Hakikat, öz­deki birliğine karşın nesneler dünyasında çokluk ve çeşitlilik gösterir. Varlığın birliği (vahdet-i vücud) öğretisini benimseyen mutasavvıflara göre hakikat-ı Muhammedi, mutlak varlık olan Tanrı’nın belirme anlamlarından ikincisini, ilk belir­me (taayün-i evvel) aşamasını dile getirir. Vahdet, hüviyet, mutlak ilim, hakikatü’l- hakayık biçiminde de adlandırılan hakikat-ı Muhammedi aşamasında Tanrı özünü, nite­liklerini ve bütün varlıkları birbirinden ayırmaksızın toplu olarak bilir. Bu aşamada bilen, bilinen ve bilgi aynı şeydir. Bu anlayış, “Tanrı ilk olarak Hz. Muhammed’ in ruhunu ve nurunu yarattı, sonra her şeyi bu ruh ve nurdan, bu ruh ve nur için yarattı” biçiminde özetlenebilecek inançtan kaynaklanmaktadır.