Hak ve Hakkak Nedir?

Hak, değerli taş, metal, ahşap, deri ve fildişi gibi malzemelerin üstüne oyma yoluyla resim, yazı ve süsleme yapma sanatı.
Hak ve icracı  Hakkak Nedir? Tarih boyunca birçok uygarlıkta çeşitli amaçlarla gerçekleştirilmiş örneklerine rastlanır. Yakut,” zümrüt, yeşim, akik, topaz, necef türünden değerli ve yan değerli taşlarla, altın, gümüş, bakır, pirinç gibi metaller üstüne desenler hakkedilerek çeşitli süs eşyası ve takılar yapılırdı.


Para, madalyon, kitap cildi, matbaa hurufatı ve resim kalıplarının yapılması da bu sanatın uygulanma alanına girerdi. Okuryazar olsa da herkesin imza yerine mühür kullanmak zorunda olduğu dönemlerde mühür kazıma işi hakkâkların önde gelen uğraşlarından biriydi. Hakkâklar ayrıca hamail kutusu, tütün tabakası, nargile, lüle, teşbih tanesi üstüne de ince işlemeler yaparlardı.

Hakkâklar tığı kalem adı verilen çelikten kazıma kalemleriyle çalışırlardı. Daha önce başka işlerde kullandıkları desenleri hakkâk mecmuası denen defterlerde toplar, isteyenlere seçim yapmaları için gösterirlerdi.

Hak, Türkiye’de de çok eskiden beri yaşayan bir el sanatı olduğu halde, asıl gelişmesini 16, yüzyıldan sonra gösterdi. Geleneksel esnaf örgütlenmesi çerçevesinde bir loncada toplanan İstanbul hakkâkları, hakkâkbaşı adını taşıyan deneyimli bir görevlinin* gözetimi altıda çalışırlardı. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sine göre 17. yüzyılda hakkâklar değerli taşları işleyen “es- naf-ı hakkâkân”, mühür kazıcılığı yapan “esnaf-ı mühürkünân” ve gümüş mühür kazıyıp tılsımlı eşyalar hazırlayan “esnaf-ı mühürkünân-ı sîm heykel” gibi üç ayrı grupta toplanmıştı. Bunların ayrı işyerleri, ayrı üretimleri ve ayrı esnaf pirleri vardı. Hakkâk esnafının toplu olarak çalıştığı Hakkâklar Çarşısı, Beyazıt semtindeydi. Mühür kullanma geleneğinin ortadan kalkması ve çinkografi ile klişe alma tekniğinin gelişmesi, bu el sanatının giderek ortadan kalkmasına yol açtı.

Hakkâklar süsledikleri bazı yapıtlara ve kazıdıkları mühürlere çok küçük biçimde ad ve tarih de koyarladı. Bu gelenek nedeniyle Aşkî, Azmî, Hüsnî, Resmî, Yümnî gibi mahlaslar kullanan birçok hakkâkın varlığı bilinmektedir. Ayrıca IV. Murad döneminin (1623-40) ünlü hakkâkları arasında Mahmut, Rıza ve Ferit çelebilerin adı geçmektedir. 19. yüzyılda II. Mahmud döneminde (1808-39) yaşamış olan sanatçılardan hakkâkbaşı Fenni Efendi (ö. 1832), başta padişah olmak üzere devlet ileri gelenlerine kazıdığı mühürlerle büyük bir ün yapmıştır. 19. yüzyılın ünlü hakkâklarından Ermeni asıllı Benderyan ise değerli taşlar üstünde çalışmak için çinkografiyi andıran bir yöntem geliştirmişse de, başkalarına öğretmediği için, bu buluşu ölümüyle birlikte unutulmuştur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir