Fikret Hakan Kimdir? Oynadığı Filmler

Hakan, Fikret, asıl adı Bumin Gaffar Çıtanak (d. 23 Nisan 1934, Balıkesir), Türk sinema ve tiyatro oyuncusudur. Sinema yönet­menliği de yapmış, asıl adıyla öyküler yazmıştır. Fikret Hakan Kimdir? Oynadığı Filmler Hangileri konuları hakkında bilgi.

İlk kez sahneye 1950’de Ses Tiyatrosu’nda çıktı. 1953’te Köprüaltı Çocukları adlı filmle sinemaya başladı. Beyaz Mendil (1955), Gelinin Muradı (1957), Dokuz Dağın Efesi (1959) gibi filmlerde kırsal kökenli insanları canlandırdı. Memduh Ün’ün Üç Arkadaş (1959) adlı filminde değişik bir tip çizdi. Ezilmiş, başkaldıran insanları canlandırdığı Yılanların Ocü (1962), Karanlıkta Uyanan­lar (1965), Bitmeyen Yol (1965), Murad’ın Türküsü (1966) ve Ölüm Tarlası (1967) gibi filmlerdeki rolleriyle dönemin en başarılı oyuncuları arasına girdi. 1970’lerde aynı çizgiyi sürdüremeyerek piyasa filmlerinde rol aldı. 1970’lerin sonlarında yeniden bir çıkış yaparak Demiryol (1979), Toprağın Teri (1981), Bir Günün Hikâyesi (1982), Fidan (1984) ve Gün Doğmadan (1986) gibi filmlerde yardımcı oyuncu rollerine çıktı.

Sürgünden Geliyorum (1971), En Büyük Patron (1975), Hammal (1976) ve Sürgün (1976) gibi filmlerle yönetmenliği de dene­yen Hakan 1965, 1968 ve 1971’de Antalya Altın Portakal Film Şenliği’nde en iyi erkek oyuncu ödülünü kazanmıştır. İnce Müzikli Otobüsler (1984) adlı bir şiir kitabı da yayımlanmıştır.

Hakan tiyatro oyunculuğunu da sürdürmüş ve Çığır Sahne, Cep Tiyatrosu, Küçük Sahne ve Ankara Sanat Tiyatrosu gibi toplulukların yanı sıra kendi kurduğu tiyat­rolarla da sahneye çıkmıştır. Rol aldığı oyunlar arasında Üç Güvercin (1950); Hep Çocuk Kalacağız (1954), Karaağaçlar Altın­da (1957), Düşman Çiçek Göndermez (1963) ve Durand Bulvarı (1968) sayılabilir.

Şirazlı Hafız Kimdir

Hâfız (şİrazli), asıl adı şemseddin muham­med (d. 1325/26?, Şiraz – ö. 1389/90, Şiraz), İranlı şair. Gazel türünün öncüsü olarak tanınmış, Osmanlı divan şairlerini de büyük ölçüde etkilemiştir.
Yaşamına ilişkin bilgiler çağdaşlarının kendisiyle ilgili yazılarına ve söylentilere dayanır. Abdünnebi Fahrüzzaman’ın Mey­hane adlı yapıtına göre İsfahan’dan Şiraz’a göçmüş ve ticaret yaparak büyük servet edinmiş Bahaeddin adlı birinin oğludur. Bahaeddin’in ölümü üzerine aile yoksul düşünce Şemseddin bir hamurkârın yanında çalışmaya başladı. Bir yandan geçimini sağlarken, bir yandan da olanak buldukça okula gitti. Şiir seven ve şiirden anlayan bir kumaş tüccarı, Şemseddin’i şiire özendirdi, ama o ilk denemelerinde pek başarılı ola­madı. Öğrencilerinden biri olduğu sanılan Muhammed Gülendam’ın verdiği bilgilere göre, medrese öğrenimi görmüş, ayrıca hadis, kelam, tefsir, fıkıh okumuş ve Arap şairlerini incelemişti. Kuran’ı ezberlemiş, 14 ayrı biçimde okuyabilmesi nedeniyle de Hâfız mahlasını almıştı. Bütün yaşamını Şirâz’da geçiren Hâfız, herhangi bir. devlet görevi almamakla birlikte, devletin önde gelenleriyle yakm ilişki içinde olmuştu. Sucai’nin Enisü’l-Has adli yapıtına göre Şiraz’ı istila eden Timur’la da görüşmüştü.

Şiraz’ın siyasal bir kargaşanın içinde bulun­duğu, istilalann ve iktidar değişikliklerinin birbirini izlediği bir dönemde yaşayan Hâfız’ın övdüğü ilk hükümdar Ebu Ishak İncu idi. Sanat, edebiyat ve bilime çok değer veren bu hükümdann döneminde Hâfız rahat ve huzurlu bir biçimde yazdı. Tutucu ve zalim bir kişi olan Mubarizüddin Muhammed döneminde zor duruma düştüy­se de, onu devirip iktidan ele geçiren Şah Şüca’nın saltanatı sırasında eski parlak gün­lerine kavuştu. Timur istilasından sonra yönetime gelen Şah Mansur zamanında da gözde bir şair olmayı sürdürdü.

Hâfız’ın şiirlerinde Şiraz’daki yaşamdan ayrıntılar, devlet büyüklerinin yaşamlanna iliş­kin bilgiler, tarihsel olayların yankılan yer alır. Onun yaşamına yön veren düşüncelerden biri de tasavvuftur. Gazellerinde bütünlüğü sağlayan, düşüncelerin mantıksal akışından çok, konu ve simge birliğidir.

Hâfız, aşk ve şarap motiflerinin kullanıldığı geleneksel gazel konulanna bir yenilik ve ustalık getirerek şiirini sıkıcı bir biçimsellikten kurtarmıştır. Bir başka özgün yanı da övgü şiirlerini kaside yerine gazel biçiminde yazmasıdır. Yapay ustahk gösterilerini reddet­miş, ikiyüzlülüğe ve basitliğe karşı duyduğu nefreti dile getirmiş ve günlük yaşantıyı evrenselleştirmiştir. Olağanüstü çoşkulu ve müzikli bir şiir dili kurmuştur. Özellikle Cahiliye dönemi Arap şairlerinden esinlenmiştir. Farsçanın olanaklarından büyük öl­çüde yararlanmış, ayrıca birçok yeni söz­cükle kendine özgü bir gazel dili kurmuştur. Dizelerinda yer verdiği Arapça sözcükler Farsçanın ses uyumunu ve dilin bütünlüğü­nü bozmamıştır.

Hâfız’ın şiirinin odak nok­tasını, zaman zaman acı ve özlemle sarsılan bir sevgi oluşturur. Bu sevgi insamn varlık koşullanndân biridir; insandan başka ağaç, çiçek, göl, kuş ve ceylan gibi varlıkları da kapsar, onların arasında birlik ve bütünlüğü sağlar. Hâfız’a göre insan mutlu olmak için yaşamalı, bunulî için de ölçülü davranmayı ve öbür insanlarla iyi geçinmeyi başarmalı­dır. Yalnızca yaşanan dünyaya inanan Hâfız’a göre sevgi belli bir güzele bağlan­mak değildir, yaşamın bütününü içerir. Hâfız Divanı uzun süre falname olarak da kullanılmış, İran’da ve İran dışında birçok kez basılmıştır. Yapıtın Mirza Muhammed Kazvini ve Kâzım Gani tarafından 1942’de Tahran’da yayımlanan taş baskısının en iyi ve en güvenilir basım olduğu kabul edilir. Önce Arapçaya, daha sonra Mininski tara­fından Latinceye (1680), Abdülbaki Gölpınarlı tarafından Türkçeye (Hâfız Divanı, 1944), Herman Bicknell (1875), H. Wilber- force Clarke (1891), G. L. Bell (1897) ve Walter Leaf tarafından toplam dört kez Inglizceye, Arthur Guy (1927) tarafından Fransızcaya çevrilmiştir.